12 Mart 2012 Pazartesi
Seninle aynı apartmanda oturuyorduk rüyamda.
birbirine yarenlik eden iki ev kadınıydık.
yalnız yaşıyormuşsun sen.
akşamüstü sana çaya geliyorum, sohbetin koyusundayken sevgilin var mı diyorum
bana sırrını açıyorsun:
her gece geliyor, sabah olmadan gidiyor. kimseye söyleyemem, benden çok genç. ama bilsen nasıl seviyoruz birbirimizi.
öyle mi diyorum, susup bakışıyoruz. aşktan ağlayacaksın neredeyse, gözbebeklerin bin parça.
sonra ben eve geliyorum, bir adam, iki çocuk; biri kız biri oğlan.
üzerimde mavi bir elbise var. çocuklara annelik etmeye çalışıyorum.
ama adam beni huzursuz ediyor. sarılıp öpüyor dudaklarımdan. çocuklar var. kendimi çekip uzaklaşıyorum.
odanın penceresi açıkmış. ne tuhaf, perdenin tülü siyah. rüzgar onu öylece bir içeri bir dışarı sallıyor. öylece.
içimin sıkıntısına bir sigara yakıyorum.
adam bana çocukların yanında içmesene şunu diyor.
pencere açık diyorum yüzüne bakmadan.
ama o üstüme yürüyor.
ben geriledikçe daha çok.
beni aşağı atacak, beni aşağı atıyor, böyle mi düşeceğim? böylece.
rüyanın sonunda sokağı görüyorum.
düştüğüm yerde mavi elbiseli bir bez bebek var.
sen geliyor ve orada buluyorsun onu. bitiyor.
6 Aralık 2011 Salı
Şiro'nun Ateşi Yeniden Özgür
Gündemdeki “90’lara mı dönüyoruz?” tartışmalarının üzerine 90’ların ortasından Kürt meselesi hakkında yazılmış bir roman çıka geldi: Mahmut Alınak’ın yazdığı Şiro’nun Ateşi, 90’lı yılların Türkiye’sinde yazarın ifadesiyle “haritadan silinmesine karar verilen binlerce köyden biri” olan Bana köyünün romanı. Kitap, okuru yakın tarihin gözden uzağa itilmiş olaylarından birini bugün gelinen noktayla birlikte yeniden düşünmeye çağırıyor.
Türkiye siyasetinde Kürtler’in temsiliyeti ve Kürt sorunu üzerine kitapları bulunan Mahmut Alınak, aynı zamanda Nazo, Ateşte Yıkanmak ve Tarihin Çarmıhında “Güneş Ülkesi” romanlarının yazarı. Şiro’nun Ateşi ise yazarın dördüncü romanı. Bir adalet arayışının öyküsü olan romanın kendisi de uzun süren hukuki mücadelenin sonucunda yayımlanabildi. 1996 yılında yayımlanan kitap, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından sakıncalı bulundu. Okurların yoğun ilgisinden dolayı birkaç gün içinde ilk baskısı tükendiği için toplatılamadı fakat ikinci baskısını yapması engellendi. Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan dava sonucunda yasaklama kararının hukuki olmadığı sonucuna varıldı ve böylece on beş yıl gibi uzun bir aradan sonra Şiro’nun Ateşi okurla yeniden buluşabildi.
Bana köyünden Ankara’ya uzanan romanın başından sonuna kadar her şey okurun gözleri önünde olup bitiyor. Anlatılan, yoksulluk, işkence ve ölümle iç içe yaşayan insanların hikâyesi ve bu hikâye, okuduğumuz gazete haberlerinden daha gerçek. Romandaki insanların dünyasında, acı ve zulüm kadar varlığı hissedilen bir başka hakikat daha varsa o da umudun ta kendisi. Ana karakterlerden Avdo, köyündeki diğer insanlar gibi umudu yüreğinde ve hayatın kendisinde buluyor. Bir sahnede Mızrak Teğmen ona ve insanlarına zulmederken, o umuduyla direniyor: “Nasıl ki kocaman buz dağları zamanı geldiğinde yok olup gidiyorsa, bu zulüm de bir gün mutlaka sona erecekti”.
Roman boyunca köylülerin yaşadıkları zulme birbirlerine tutunarak direndiğine tanık oluyoruz. Söz konusu direnişin beslendiği kanallardan biri de kültürel bellek kavramıyla ilgili. Banalılar bütün bu acılar karşısında ortak düşlerinden kuvvet alarak hayata bağlanabiliyor. Bana halkına özgü mitolojik inançların yer aldığı bu anlatımlar, kolektif ruhun gücünü yansıtıyor. Örneğin, bunlardan birinde askerlerin köylüleri elleri ve gözleri bağlı olarak karakola götürürken bir tilkiyle karşılaşması anlatılmakta: “Askerlerden biri, kendilerini süzen tilkiyi işaret parmağıyla gösterip, ‘Komutanım, tilki!’ diye seslendi. Banalılar bunu duyunca gizli bir sevinçle ürperdiler. İnanışlarına göre tilki uğurlu bir hayvandı, şans getirirdi”. Uğurlu olduğu var sayılan tilki, köylülerin en zor zamanlarında dahi kültür ve inanışları üzerinden duygu birliği kurduklarını gösteren simgelerden biri. Anlatının önemli noktalarında ortaya çıkan ve Banalılar’ın ‘teyrê sîmir’ adını verdikleri kartal da tıpkı tilki gibi uğur getireceğine, onları kurtaracağına inanılan mitolojik bir varlık, halkın kurtuluş umudunu temsil ediyor.
Son olarak ana karakterlerden Avdo’nun haykırışı, bir slogan gibi romanın içinden kalbimize yükseliyor: “Mazlumların rızası oldukça zalimlerin zulmü de olacaktır!” Şiro’nun Ateşi, Kürt sorununu insanlığın geneli için geçerli olan ezen ezilen karşıtlığı çerçevesinde ele alıyor. Kardeşlik düşüncesini savunan yazar, insan onurunun üstünlüğünü vurgularken zulme uğrayan bütün halkların acılarının ortak olduğuna dikkat çekiyor.
24 Kasım 2011 Perşembe
Psikoz Büyücüsü
18 Kasım 2011 Cuma
Dilsiz Geçmiş Zaman
20 Haziran 2011 Pazartesi
19 Nisan 2011 Salı
Bu da Böyle Bir Rüyadır
30 Ocak 2011 Pazar
Ah ve An
9 Ocak 2011 Pazar
1- Cazibe : Kemal durmadan menim danışdığım dile Azerice veyahut Azerbaycanca deyip durursan.
2- Kemal : Diyorum evet, n’oldu ki?
3- Cazibe : Ne oldusu var mı! Azerbaycan’da konuşulan ÖzTürkçe’dir. Sen bunu bilmeyirsen? Hem de ona Azerî Türkçesi denir. Buradaki ile oradaki farklı dil değildir!
4- Kemal : Hımm. Bunu da öğrenmiş olduk, doğru diyorsun aslında ama yeter artık sen de Türkiye’de konuşulan Türkçe’yi öğren, kaç aydır Türkiye’desin.
5- Simge: Aaaa. Cazi (Cazibe) ama bak Kemal abin doğru söylüyor. Artık sen Türkiye’de yaşıyorsan Türkçe’yi “perfecto ( pörfekto)” konuşmalısın. “It’s very important for you know? (its veri importınt for yu nov?) ”
6- Cazibe : (İmalı bir şekilde) Yeeees, men de sizin gibi günün birinde “pörfekto” Türkçe danışabilerem.
7- Hulusi Bey : Bak Kemal ben 3 şeyden nefret ederim:
1) Otobüste yaşlılara yer vermemek için gençlerin uyuma taklidi yapması
2) Damacanadan küçük şişeye su boşaltırken cılup cılup ettiğinde onun sayısını tutturamayıp küçük şişeden suların etrafa fışkırması
3) Türkoğlu Türk olmasına rağmen bir kişinin yeni bir dükkan açtığında adını ingilizce koyması.
Benden önce 20'den fazla kişi afişi hazırlayan öğretmene teşekkür etmiş. Herhalde güzel bir çalışma diye düşünerek indirdim ve yukarıdaki çalışmayla karşılaştım. Şöyle bir cevap yazdım:

